Muhammed’ in Zeyneb’ i de karıları arasına katması

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt



Zeyneb Bint Cahş, Muhammed’in oğulluğu Zeyd’in karısıdır. Zeyd’i Muhammed kcndisine “oğul” edindiği için herkes ondan “Muhammed’in Oğlu (Zeyd Ibn Muhammed)” diye söz eder.
Muhammed bir gün, Zeyd’i görmek için onun evine gider. Zeyd’i bulamaz, Zeyd’in karısı Zenneb’le karşılaşır. Birden tutulur Zeyneb’e. Bir kadına Muhammed’in ilgi duyması, o kadının başka erkeğe -bu erkek kocası da olsa- uygun olmaktan çıkması ve dolayısıyla Muhammed’in olması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle Zeyd durumu ögrenir öğrenmez Muhammed’e gidip konuşur.


Zeyd:
-Karımdan ayrılmak istiyorum.
Muhammed:
-Neden? Seni kuşkuya düşürecek bir şey mi yaptı?
Zeyd:
-Vallahi hayır. Beni kuşkuya düşürecek hiçbir şeyi olmadı.Onun iyilikten başka birşeyini görmedim. (Zeyd’ in eşini boşamak istemesinin nedeninin Müslümanların dediği gibi geçimsizlik değil de Muhammed’ in onu arzu etmesi olduğunu ispatlayan cümleler)
Muhammed:
- Öyleyse karını bırakma, Tanrı’dan kork!
Muhammed “karını bırakma” derken, gerçekte sevdiği Zeyneb’in boşanmasını istiyordu. İstiyordu ki Zeyd onu boşasın da kendisi alsın.
Ama bu isteğini ve sevgisini içinde gizliyordu.
İşte bunun üzerine, Ahzab Suresinin 37. ayeti gelir. (Bkz. Taberi, Camiu’l-Beyân, 22/10-II.) “Tabakatu İbn Sa’d”da daha geniş olarak yer alan bu aktarmayı, doğubilimciler ele alıp eleştiri konusu yapıyorlar diye, gerçekleri örtme ya da ters yüz etme pahasına da olsa İslam’ı kurtarma çabasına girişmiş görünenler “iftira” diye niteliyorlar. Bu öykü, yüzyıllar boyu “hadis” kitaplarında ve tefsirlerde yer ala gelmiş olduğu halde. Şimdi ayete bakalım. Ayetin anlamı şöyle: (Çeviri, Diyânet’in)
“Ey Muhammed! Allahın nimet verdiği ve seninde nimetlendirdiğin kimseye: “Eşini bırakma, Allah’tan sakın!’ diyor; Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kesti- ğinde onu seninle evlendirdik. Ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah’ın buyruğu yerine gelecektir.” (Ahzâb, ayet: 37.)
Bu ayette anlatılanlar:
1- Muhammed, Zeyd’e “karısını boşamamasını” söylerken içinde bir şey saklıyordu. Bunu da sonradan Tanrı açığa çıkaracaktı. Muhammet’in içinde sakladığı neydi?
Yukarıdaki öyküye göre, bu sorunun iki karşılığı olabilir:
1- Muhammed’in içinde sakladığı şey, Zeyneb’e olan aşkıyla birlikte, Zeyd’in onu boşaması ve kendisini almasına olanak sağlamasını istemesiydi. Yukarıdaki öyküyü “uydurma ve iftira” diye niteleyenlerse; Muhammed’in içinde sakladığı ayette bildirilen şey için şu karşılığı veriyorlar: Onun sakladıgı şey, yalnızca, Zeyd’in karısının boşanması ve onunla kendisinin evlenmesi isteğiydi. Oysa bunlar hep iç içe şeyler. Çünkü Muhammed Zeyneb’e tutulmuşsa, kocasının onu boşamasını ve kendisinin almasını istemesi doğaldı. Bu yoldaki isteğini gizlemesiyle aşkını da gizlemiş oluyordu.
2- Muhammed’in içindekini gizlemesine, insanlardan korkup çekinmesine yol açıyordu.
Peki bu korkuya, çekinmeye yol açan neydi? Yani Muhammed, içindekini açığa vurduğu zaman insanların ne yapacaklarını düşünüyordu ki, onun korkusunu taşıyordu? Bu soruya şu karşılık veriliyor: Muhammed, oğulluğunun karısını almaya kalkıyor diye dedikodu yapılmasından çekiniyordu. Çünkü gelenek, böyle bir duruma elverişli değildi. Oğulluğun karısıyla evlenmek çirkin karşılanırdı. (Bkz. Muhammed Ali Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, 2/527-528 ve öteki tefsirler.) Öyküye göre şu karşılık da verilebilir: Muhammed, hem Zeyd’den, hem de öteki insanlardan çekiniyordu. Başkasının, üstelik de “oğulluğu”nun karısına göz koyduğu için… Bir süre bu nedenle durumu açığa vurmamıştı. Ama sonra, “ayetin gelişi” sorunu çözmüştü.
3 – Muhammed’in, oğulluğundan boşanan Zeyneb’i alması bu yönde herkese bir kapı açmasına yöneliktir.
Ayette ileri sürülen gerekçe bu.Yani, herkes oğulluğunun boşanan karısıyla rahat evlenebilsin diye Muhammed’in Zeyneb’le evlendirildiğini açıklıyor.’ Bu açıklama karşısında da bir soru beliriyor:
- Bu evlilik olmadan da soruna çözüm getirilemez miydi? Örneğin, bir ayetle, herkese böyle bir yola gitmenin “helal” olduğu bildirilirdi; sorun kalmazdı. Neden bu çözüm yolu seçilmedi de, ille de Muhammed’in Zeyneb’le evlendirilmesi gerekli görüldü? Bu sorunun karşılığı yok. (Admin’ in Notu: Turan Dursun’un buraya kadar anlattığı öykünün devamını Arif Tekin’ in “Kuran’ın Kökeni” adlı kitabın 166. sayfasından itibaren görelim:
“.. Muhammed, Zeyd’ i çağırıp bu ayeti (ahzap, 37) anlattıktan sonra ona şu görevi veriyor: “Git Zeynep’ e bu olayları anlat ve onu bana iste.. Zeyd, kapıya varınca içeri giremiyor ve yüzünü çevirerek, -kendi anlatımına göre-ter içinde, sanki dünya başına yıkılmış gibi bir ruh hali içinde kendisinin Muhammed’in elçisi olduğunu ve onu istemeye geldiğini söylüyor. Zeynep ise o sırada hamur işi yapmaktadır. Zeyd’i dinledikten sonra olumlu yanıt vermiyor ve “düşünmem lazım” diyerek ibadet odasına çekiliyor. Zeyd, bu olumsuz haberi Muhammed’ e bildirince Muhammed artık buna dayanamıyor ve doğruca Zeyneb’in evine giderek ona el koyuyor. Gerekçe, o sırada inen Ahzab Suresi’nin 37. ayetindeki “Ey Habibim, Zeyneb’i biz sana nikahladık” cümlesidir. Artık bu ayete dayanarak ne Zeynep’e mehir ücretini veriyor, ne evlenme için şahit tutuyor ve ne de Zeynep’in akrabasından izin alıyor. Bu sırada Muhammed 58 yaşında Zeynep ise 35 yaşında idi. Üstelik Muhammed’in yanında şu hanımları vardı:
1)Aişe (12 yaşında) 2)Hafsa (23 yaşında) 3)Ümmü Seleme (30 yaşlarında)
Olay burada da bitmiyor. Muhammed’in Zeyneble evlenmesinden kısa bir süre sonra (Hicri 6. yıl) Zeyd, Muhammed tarafından üst üste 6 küçük savaşa-baskına gönderiliyor. Bunlar şunlardır:
1) Beni Süleym 2) İys 3) Taraf 4) Hisma 5) Vadi’l Kura 6) Ümmü Kirfe.
Zeyd, bunların hiç birinde vurulmayarak başarıyla dönüyor. Sonunda Muhammed Zeyd’i tarihte “Mute Savaşı” olarak bilinen savaşta 3000 kişilik Müslüman ordusuyla yaklaşık 100.000 kişilik Rum ordusunun karşısına çıkarıyor. Üstelik Halit Bin Velid gibi daha usta bir komutan var iken. Zeyd bu sefer öldürülüyor.









3 yorum

  1. Kur’an metnine, sahih rivayetlere ve genel ilkelere göre tesbit edildiğinde olayın gerçek öyküsü şöyledir: Zeyneb Hz. Peygamber’le evlenmeyi arzu ediyordu, mehir bile istemeksizin onun eşi olmayı teklif etmişti. Yakın akraba oldukları için örtünme emri gelmeden önce Peygamberimiz Zeyneb’i sık sık görüyor ve onu her yönüyle tanıyordu, çekici bir kadın olmasına rağmen bu teklifi kabul etmedi. Aradan zaman geçmiş, yukarıda sözü edilen sosyal değişimin perçinlenmesine sıra gelmişti. Bu uygulama için uygun bir örnek olarak Zeyneb, pek de istekli olmamakla beraber, Resûlullah’ın tebliğ ettiği emre uydu, köle olarak Hz. Peygamber’e verildiği halde onun ve Allah’ın müstesna lutuflarına mazhar olan Zeyd ile evlendi. Bu evlilik bir yıldan biraz fazla sürdü. Sosyal değerler ve örfe dayalı duygular kısa zamanda değişmediği için Zeyneb kocasını küçük görüyor, ona karşı sert ve kırıcı davranıyordu. Zeyd’in de aklından onu boşamak geçiyor, fakat kendilerini Peygamber evlendirdiği için bunu yapamıyordu. Bu esnada Allah Teâlâ peygamberine, Zeyneb’in boşanacağını ve kendisinin eşi olacağını bildirmişti. Çok geçmeden Zeyd, boşama niyetini açmak üzere Hz. Peygamber’e geldi, Zeyneb’den şikâyette bulundu, boşamak istediğini açıkladı. Hz. Peygamber, özel bilgisine göre değil, genel, objektif hukuk ve ahlâk kurallarına göre davranarak, bu arada halkın, özellikle münafıkların, “evlâtlığın boşadığı eş ile evlenme” konusunu kötüye kullanıp dedikodu yapmalarından da çekinerek Zeyd’e, eşini boşamamasını tavsiye etti. Buna rağmen Zeyd eşini boşadı. Dul kalan Zeyneb, önemli bir inkılâbın yerleşmesinde fedakârca rol aldığı için ödüllendirilmeyi hak etmişti. Allah ona dünyada bu ödülü, peygamber eşi olma şerefine nâil kılarak vermeyi murat etti. Muradını Peygamber’ine bildirdi, o da emri yerine getirdi. Meâlinde geçen “saklama” ve “çekinme”nin mâkul açıklamaları vardır. İleride Zeyneb’in boşanacağı ve Hz. Peygamber’in eşi olacağı bilgisi, Allah’ın ona verdiği bir sırdı, nasıl olsa zamanı gelince açıklanacaktı. Bu sırrı önceden açıklamasının birçok sakıncası da vardı. Bu sebeple “Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi gizliyordun” cümlesi bir kınama değil vâkıanın ifadesidir. “Kendisinden çekinme hususunda Allah’ın önceliği bulunduğu halde sen halktan çekiniyordun” cümlesi de iki mânaya gelebilir: 1. “Sen Allah’tan çok halktan çekiniyorsun”; 2. “Kendisinden çekinilecek olan Allah’tır; O evlenmeni emrettiğine göre halk istediğini söylesin, onlardan çekinmene gerek yoktur.” Birinci mâna Hz. Peygamber için söz konusu olamaz; çünkü o bütün yapıp ettikleriyle yalnız Allah’tan korktuğunu ve O’na itaat ettiğini ispat etmiştir. İslâm’a inansın inanmasın hiçbir kimse onun, halkı memnun etmek için Hakk’ın emrine aykırı davrandığını söyleyemez. Geriye muteber ve tutarlı mâna olarak ikincisi kalmaktadır. Zaten sûrenin başında, hem Hz. Peygamber hem de müminler, münafıkların yapacakları dedikodular ve çevirecekleri dolaplar karşısında uyarılmışlar, bunlara hazırlanmışlardı. Yukarıdaki cümle de aynı mahiyette bir uyarı hatta teselliden ibarettir.

  2. İnanılır gibi değil.. sen allahtan çok halktan cekiniyorsunu nasıl zeka denen cevhere inat %100 küfredercesine tam zıttıyla demiycem tamamen farklı bir manada bir ifadeye ceviriyorsun. Pes.. müslümanım ama senin gibi savunucuları gördükçe daha cok arastirasım geliyor bu dini!!! Yuhh

  3. İnanılır gibi değil.. sen allahtan çok halktan cekiniyorsunu nasıl zeka denen cevhere inat %100 küfredercesine tam zıttıyla demiycem tamamen farklı bir manada bir ifadeye ceviriyorsun. Pes.. müslümanım ama senin gibi savunucuları gördükçe daha cok arastirasım geliyor bu dini!!! Yuhh

Leave a Reply

Copyright 2013 Risale-i Ateizm All rights reserved Designed by Risale-i Ateizm